Müfredata web yayıncılığı diye bir ders koymuşlar, ödevi için yazdım geçenlerde, uzun zaman sonra ilk kez. Zira ne tiktok çekebilirim, ne de kanalıma hoşgeldiniz diyebilirim bu analogluğumla. Blog yazmaya karar verdim, yemek üstüne. Ödev olduğu için mesafemi koruyacaktım, sadece yazılması gerektiği kadarını yazacak ve kişiselleştirmeyecektim. Olmadı. Yazmaya başlayınca, uzun zamandır konuşmadığım bir arkadaşımla buluşmuşuz da arayı kapatıyormuşuzcasına hararetle çıkıverdi cümleler peş peşe. Konu yemek olduğundan değil de ben her şeyi demleyerek yaşarken hayatı, en canlı hissettiğim yer geçmiş olduğundan. O yemeklere iliştirilmiş hikayelerden... Anıların arasında dolaşmak, bugünün içinde yolumu bulmaktan daha kolay geliyor diye. Kaybettiğim şeyleri dahi arayınca değil, hatırlayınca bulabiliyorum ancak. Buraya gelişim ondan. Birkaç zamana bakıp çıkacağım.
Kayıp çorap teki... diğerinin de kayıp hissettiğini biliyor mudur acaba?
Her şeyi hatırladıkça bulabilen ve dolayısıyla kendini sadece geçmişte var hisseden ben, sürekli bir nostalji ile yaşıyorum. Bugünün güzelliklerini görmeyi öğrendim öğrenmesine fakat her şey grenli daha hoş geliyor gözüme. Yanlış anlaşılma olmasın, yalnızca güzellikleri görüyor değilim. Sadece astigmatın arkasına sığınarak, burada "kara göründü!" diyorum. Özlem, hayal kırıklığından daha iyi yol arkadaşı oluyor.
Hatırlanınca bulunacak yeniden diye geçiriyorum aklımdan. Kapının ardımdan kapanış sesi bile hoşuma gidiyor çıkarken.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder