12 Haziran 2024 Çarşamba

Farklı zamanların çorap teki

Müfredata web yayıncılığı diye bir ders koymuşlar, ödevi için yazdım geçenlerde, uzun zaman sonra ilk kez. Zira ne tiktok çekebilirim, ne de kanalıma hoşgeldiniz diyebilirim bu analogluğumla. Blog yazmaya karar verdim, yemek üstüne. Ödev olduğu için mesafemi koruyacaktım, sadece yazılması gerektiği kadarını yazacak ve kişiselleştirmeyecektim. Olmadı. Yazmaya başlayınca, uzun zamandır konuşmadığım bir arkadaşımla buluşmuşuz da arayı kapatıyormuşuzcasına hararetle çıkıverdi cümleler peş peşe. Konu yemek olduğundan değil de ben her şeyi demleyerek yaşarken hayatı, en canlı hissettiğim yer geçmiş olduğundan. O yemeklere iliştirilmiş hikayelerden... Anıların arasında dolaşmak, bugünün içinde yolumu bulmaktan daha kolay geliyor diye. Kaybettiğim şeyleri dahi arayınca değil, hatırlayınca bulabiliyorum ancak. Buraya gelişim ondan. Birkaç zamana bakıp çıkacağım. 

Kayıp çorap teki... diğerinin de kayıp hissettiğini biliyor mudur acaba?

Her şeyi hatırladıkça bulabilen ve dolayısıyla kendini sadece geçmişte var hisseden ben, sürekli bir nostalji ile yaşıyorum. Bugünün güzelliklerini görmeyi öğrendim öğrenmesine fakat her şey grenli daha hoş geliyor gözüme. Yanlış anlaşılma olmasın, yalnızca güzellikleri görüyor değilim. Sadece astigmatın arkasına sığınarak, burada "kara göründü!" diyorum. Özlem, hayal kırıklığından daha iyi yol arkadaşı oluyor. 

Hatırlanınca bulunacak yeniden diye geçiriyorum aklımdan. Kapının ardımdan kapanış sesi bile hoşuma gidiyor çıkarken.  








22 Temmuz 2020 Çarşamba

başlıksız #2

Kayıp çorap teki... Geçen zamana, ardından bugüne baktığımda kendimi hala çorabın kayıp teki gibi hissediyorum. Atmış olduğum adımlar beni bugüne bütünleyerek ulaştırmalıydı diye bir düşünce beliriyor usumda. Halbuki olan git gide azalmak oldu. Hiçbir şey birikmiyormuş diyorum. Anılar, hafızaların arka odalarında bir yerlerde kayboluyor, travmalar onlara gölge ediyormuş. İnsanlar, güzel anılara binip hatalarını yüzüne egzoz gazı gibi üfleyip uzaklaşabiliyormuş. Mekanlar, masallarda canavar çıkmasından korkulan yatak altlarına dönüşebiliyormuş. Zaman ise hep askıdaymış.

Kaybolduğum yerde kendimi bile arayamaz oldum, sanıyorum. Arada başkalarınca bulunuyorsam da diğer tekimle eşleştirilemediğimden olsa gerek, anlamsız bir yarım olarak görülüyor, bir süre sonra yine gözden kayboluyorum. Yalnızlık bile referansını bir diğerine göre belirliyor ya, tek başına anlamlı bir bütün olmaya çalışsa dahi kişi eksik hissetmeyi unutamıyor. Güya büyüyoruz...

Acaba çorabın kayıp olmayan teki ne yapıyor?

5 Şubat 2013 Salı

başlıksız #1

bir yere kadar güzeldi aslında mutlu olmaya çalışmak, bunu istemek. işler yolunda yürümüyor işte bazen, o zaman eğlenceye bakıp "mutluluk da kendi gelsin kardeşim" demek lazım. lazımmış..

27 Aralık 2012 Perşembe

04:11

Ara sıra uğruyorum buraya. Bakınıyorum. Kafamdan geçenler birer birer belirsinler karşımda diye bekliyorum. Olmuyor ya kendimi biraz yalnız hissediyorum ve çıkıyorum. Sonrasında da canım hep limonlu kek çekiyor.